Bismillahirrahmanirrahim,
Selam olsun elleriyle yanan içini soğutmaya çalışanlara!
Adetim oldu içim kavruldukça, dayanamadığımı düşündüğüm zamanlarda yazmak..Olsun,feryat belkide duanın en güzeli,iletinin en doğrusu.Son günlerde etrafımı fazlaca gözlemlemeye çalışıyorum,izliyorum çoğunlukla.Zaten yaşadığım yerde gurbet ellerde olduğumuz için de kimsemiz yok, işe giderken otobüs seyahatlerindeki konuşmaları, dışarıdaki insanları, bir de ara ara memlekete gidersek oralardan izlenimlerden bahsediyorum.Gözlermlerim sonucu farkettim ki ölmüş olan tüm duyguların cenaze namazları bile kılınmadan,defnedilmeden sere serpe ortada bırakılıp kaçılmış başka diyarlara.Ortalık adeta duygu leşi kokuyor! Yapacak birşey var mı?Elden gelecek birşey var mı bilemiyorum. Aslında biliyorum da söyleyemiyorum..Bakıyorum etrafa,izliyorum dedim ya gördüğüm sahneler hep aynı.Herkes zamanın soğuk ve sevimsizliğinden,şimdiki gençlerin evvel zamandaki gençler gibi edepli,saygılı olmadığından, şimdi artık kimsenin kimsye ne sevgisinin ne tahammülünün ne de saygısının kalmadığından şikayetçi.Etrafınızda kalbinde sevgi zerreciği olduğundan bile şüphe ettiğiniz biri varsa ona da bir sorun o bile bunlardan özellikle şimdi insanların kendinden başkasını sevmediğinden bahseder eminim.Kime giderseniz gidin sonuç değişmeyecektir, değişirse gelin beni bulun o kadar durum vahim yani.Beni rahatsız eden durum da şu, madem öyle,madem herkes rahatsız,madem benim gibi düşünüyor da herkes, neden dün akşam Ulus'ta kaldırımda bayılan adamın yanından baka baka geçtiniz?Biriniz bari dursaydı da ayağa kaldırsaydı,veya bir hastahaneye götürseydi?Peki otobüste akşam vakti baygınlık geçiren başka bir adamı kimse neden ineceği durakta hanımı almaya gelinceye kadar beklemeye yanaşmadı?Neden "Ama ben o duraktan önce ineceğim" dedi yaşlı başlı aile babası adamlar? Şimdi o şikayet ettiğiniz insanlık nerede? Çok eskide kaldı değil mi? Her bir sohbet ortamında bu tarz konular açıldığında hepiniz atıp tutarsınız da hani nerde icraat? Peki ya otobüs duraklarında olumsuz tavırlar sergileyen gençlere iğrenmiş gözlerle bakmak yerine niçin birinizde nazikçe konuşmaya çalışmaz? Veya onlara Allah'ın doğrub yolu göstermesi için niçin dualar etmezsiniz?Niçin?Çünkü kendi çocuğunuzu öyle görmediniz,Allah korusun görene kadar da içinizde hiçbir şey kıpırdamayacak.Çünkü bana dokunmayan yılan bin yaşasın. İnşallah o yılanlar hepbirlikte olup konuşmayan dillerinizi yemeden, dua etmeyen ellerinizi ısırmadan vazgeçersiniz bunlardan. İnşallah bir gün herkeste öyle bir bilinç olur ki bunu ben yapmazsam kimse yapmaz diye düşünerek hareket eder.
Ben henüz 24 yaşımdayım ve küçüklüğümü hatırladıkça (yani yaklaşık 15yıl öncesini) ağlıyorum.Neden mi?Çünkü o zamanki hepbirlikte en güzel vakitler geçirilen teyzeler,ablalar,dayılar,amcalar,halalar,dedeler,nineler o güzel atlara binip gittiler.Şimdikilerin tek derdi.. diye başlamayacağım çünkü derdi dünya olanın dünya kadar derdi olurmuş aya bir yazmaya başlasam o dertler asla bitmez,bunu okuyan sizler de yüksek dozda karamsarlıktan kendinizi en az 1 hafta eve kapatmak zorunda kalırsını,size bu kötülüğü yapamam.Şimdi istediğim bunları düşünelim ama hissedelim tüm aklımız ve fikrimizle birlikte.Şimde de aşağıdaki eseri dinleyip anlayalım,sözlerini okuyalım ve kendimizi buğday tarlasında hayal edelim.
an'dan içeru
Havada tek bir bulut dahi yok, güneş apaçık meydanda..Tarlanın kenarında sesi gürleyen bir dere,derenin kenarına kurulu bir çeşme.Çeşmenin üstünde güzel mi güzel bir söğüt ağacı.Söğüt ağaı dediysem,o bildiğiniz söğüt ağaçlarından değil ha aman! Bu benim dostum olan söğüt ağacı dolayısıyla dostumun dostu,dostumdur olduğundan sizin de dostunuz. İşte bu söğüt ağacı bildiklerinizden değil,çok merhametli ve cömert. Size de bana verdiği gibi serin bir gölge verecektir ve sırtını yaslayana ise güzel hayaller,hatta bazen yazılacak kısa şiirler ve mısralar..İşte öncelikle bu buğday tarlasında yukarıda bahsettklerimi düşünerek, kaybolanları bulmak adına uzunca yürüyün,ama öylesine yürümek değil.Elleriniz buğdayların uçlarını severek..Ve sonra ısıtan güneşi Yaradan'a, buğdayı hissettiren elleri bize Verene, çağlayan derenin sesini Duyurana,gölgenin serinini Hissettirene,sırtımızı yasladığımız ağacı kocaman Yapana..Biz görmezden gelsek de sayamayacağımız tümnimetleri bize Veren'e şükürler ederek...Gönderdiği Elçi'ye selamlar ederek..E tabi epey de düşünerek...
*Olmazsa olmaz : Sürç-i Lisan Ettiysek Affola!
**Kural 1 : İçine inmeyen insan bataklıkta yaşar, zira bu dünya bir bataklık,nasıl kurtulacağın senin elinde unutma!!
***Kural 2 : Merak ederseniz tarif ettiğim yer annemin olduğu Erzincan'da bizim köyümüz.Beni seviyorsan Erzincan' ı da sev, zira sevmek görmeden de sevebilmek işidir.
27 Mart 2015 Cuma
11 Mart 2015 Çarşamba
Yazılmamış Tüm Yazıların, Söylenmemiş Her Cümlenin, Henüz Çekilmemiş Taze Nefesin Hatırına..
Bismillahirrahmanirrahim,
Uzun zamandır içimin kapıları herşeye kapalı adeta..Kapılar kapanmış,camlar sımsıkı örtülmüş çıkan ne bir ses var ne de bir seda..Kepenkleri inmiş gönlümün, sanki kapıda "Tadilat nedeniyle bir süre kapalıyız" tabelası asılı edası var.İflas mı ettik? Asla! Savaş varsa bilinir ki elbette olacaktır bir galibi.Mağlub kısmına hiç değinmek dahi istemiyorum zaten, Rabb' e itimadım tam, bilirim ki hiçbir Mü'min kaybetmez, ya er kazanır ya da geç.. Çoğu kez sordum kendime, cevap veremediğim de çok oldu.Ama yine de vazgeçmedim. Vazgeçsem de kimden vazgeçecektim ki, ideallerimden mi?Doğrularımdan mı? Yaşamak istediklerimden mi? Pişmanlıklarımdan mı yoksa hayallerim ve umutlarımdan mı? Ben ben olmayı farkedebildikten sonra hiçbiri olmadan ben olamayacağımı aklıma kazıdım. Bu yüzden burada grev var!Kepenkler inmiş! Camlar kapalı! Kışa kapattım ben gönlümü, tazecik bahara açacağım Allah'ın izni ile.
Bolca okuyup dinliyorum tatilde..Bilen bilir Necip Fazıl KISAKÜREK ve Mehmet Akif ERSOY hayranlığımı. Okumaktan inşallah hiç vazgeçmeyeceğim onları ne hayatlarını, ne mücadelelerini ne de eserlerini.. Çile'yi okuyorum Üstad'dan. Tüm şiirlerinin toplandığı eser..Okumaya kıyamıyorum, ya çiziyorum ya da işaret bırakıyorum, inşallah nasip olursa evimde oluşturmak istediğim köşeye yazmak için. Ama bu ne fikir! Bu ne iman, düşünce, ki yazdığı iki satır insanın yüreğine okları birer birer atıyor. Her bir attığı okun da insanı götüreceği yer belli, yani iki satırı bile bir hayat felsefesi niteliğinde. Bu yüzden çevirdikçe sayfaları ölüyorum yeniden, diyorum ki nasıl olacak bu iş? Hangi birini okusam elimi sayfaya sürüp yazarken hissettiklerini hissetmeye çalışıyorum.Allah' ım bu nasıl bir kalem, acaba bunu yazarken nasıl hissetmiş? Ve en önemlisi bunları hissederken nasıl yaşamış,nasıl yaşayabilmiş..Ben dünyayı elimin içine her alıp buruşturup atmaya çalıştığımda dünyayla düşman kesildik hep ve hep ben gitmek istedim uzaklara, dünya ve dünyanın oyuncakları "dünyalıklar" kalan taraf oldu. Ama o nasıl başardı bunu? Aklım almıyor, nasıl başardı bunu nasıl dayandı nasıl direndi nasıl hiçbirşeyi umursamadı? Hiç mi üzülmedi bilmiyorum, çok tanımak isterdim, sesini bir kez duyup elini değdiği kağıtları koklayarak hislerinin kokusuna varmak isterdim..Allah Rahmet Eylesin inşaAllah..
Şükür ki aklımız var ve şükür ki okuyabilmek çok kolay, zira dünyamın içindeki sırattan defalarca düşebilirdim benim gibi düşünen insanların varlığını bilmeyerek. Hiçbirşeyin düzelmeyeceğini sanarak ve dünyanın düzeninin değişmeyeceğine aldanıp kabullenerek yaşamak mı..Hayır efendim! Biz bunlar için yaşamalıyız, bir insanın dahi aklına ve yüreğine "Ben neden dünyaya geldim ve neden yaşıyorum?" sorusunu sordurabilirsek, bir vakit Ezan-ı Şerif 'i farkettirip, "Acaba ne demek istiyor? Ya da neden okunuyor?" dedirtebilirsek inanıyorum ki dünyadaki mahkumiyetimiz sona erdiğinde işte o yüce gönüllerle İman üzere, eserler üzere, fikir üzere konuşacak çok şeyimiz ve vaktimiz olacak inşallah...
Olmazsa Olmaz : Sürç-i Lisan Ettiysek Affola*
Düşün : Ölüm güzel şey; budur perde ardından haber...
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?..
N.F.K. - 1977**
Pişman Olursun : Yazılmamış Tüm Yazıların,Söylenmemiş Her Cümlenin, Henüz Çekilmemiş Taze Nefesin HatIrına "ÇİLE" eserini ölmeden okumalı her kul.***
Uzun zamandır içimin kapıları herşeye kapalı adeta..Kapılar kapanmış,camlar sımsıkı örtülmüş çıkan ne bir ses var ne de bir seda..Kepenkleri inmiş gönlümün, sanki kapıda "Tadilat nedeniyle bir süre kapalıyız" tabelası asılı edası var.İflas mı ettik? Asla! Savaş varsa bilinir ki elbette olacaktır bir galibi.Mağlub kısmına hiç değinmek dahi istemiyorum zaten, Rabb' e itimadım tam, bilirim ki hiçbir Mü'min kaybetmez, ya er kazanır ya da geç.. Çoğu kez sordum kendime, cevap veremediğim de çok oldu.Ama yine de vazgeçmedim. Vazgeçsem de kimden vazgeçecektim ki, ideallerimden mi?Doğrularımdan mı? Yaşamak istediklerimden mi? Pişmanlıklarımdan mı yoksa hayallerim ve umutlarımdan mı? Ben ben olmayı farkedebildikten sonra hiçbiri olmadan ben olamayacağımı aklıma kazıdım. Bu yüzden burada grev var!Kepenkler inmiş! Camlar kapalı! Kışa kapattım ben gönlümü, tazecik bahara açacağım Allah'ın izni ile.
Bolca okuyup dinliyorum tatilde..Bilen bilir Necip Fazıl KISAKÜREK ve Mehmet Akif ERSOY hayranlığımı. Okumaktan inşallah hiç vazgeçmeyeceğim onları ne hayatlarını, ne mücadelelerini ne de eserlerini.. Çile'yi okuyorum Üstad'dan. Tüm şiirlerinin toplandığı eser..Okumaya kıyamıyorum, ya çiziyorum ya da işaret bırakıyorum, inşallah nasip olursa evimde oluşturmak istediğim köşeye yazmak için. Ama bu ne fikir! Bu ne iman, düşünce, ki yazdığı iki satır insanın yüreğine okları birer birer atıyor. Her bir attığı okun da insanı götüreceği yer belli, yani iki satırı bile bir hayat felsefesi niteliğinde. Bu yüzden çevirdikçe sayfaları ölüyorum yeniden, diyorum ki nasıl olacak bu iş? Hangi birini okusam elimi sayfaya sürüp yazarken hissettiklerini hissetmeye çalışıyorum.Allah' ım bu nasıl bir kalem, acaba bunu yazarken nasıl hissetmiş? Ve en önemlisi bunları hissederken nasıl yaşamış,nasıl yaşayabilmiş..Ben dünyayı elimin içine her alıp buruşturup atmaya çalıştığımda dünyayla düşman kesildik hep ve hep ben gitmek istedim uzaklara, dünya ve dünyanın oyuncakları "dünyalıklar" kalan taraf oldu. Ama o nasıl başardı bunu? Aklım almıyor, nasıl başardı bunu nasıl dayandı nasıl direndi nasıl hiçbirşeyi umursamadı? Hiç mi üzülmedi bilmiyorum, çok tanımak isterdim, sesini bir kez duyup elini değdiği kağıtları koklayarak hislerinin kokusuna varmak isterdim..Allah Rahmet Eylesin inşaAllah..
Şükür ki aklımız var ve şükür ki okuyabilmek çok kolay, zira dünyamın içindeki sırattan defalarca düşebilirdim benim gibi düşünen insanların varlığını bilmeyerek. Hiçbirşeyin düzelmeyeceğini sanarak ve dünyanın düzeninin değişmeyeceğine aldanıp kabullenerek yaşamak mı..Hayır efendim! Biz bunlar için yaşamalıyız, bir insanın dahi aklına ve yüreğine "Ben neden dünyaya geldim ve neden yaşıyorum?" sorusunu sordurabilirsek, bir vakit Ezan-ı Şerif 'i farkettirip, "Acaba ne demek istiyor? Ya da neden okunuyor?" dedirtebilirsek inanıyorum ki dünyadaki mahkumiyetimiz sona erdiğinde işte o yüce gönüllerle İman üzere, eserler üzere, fikir üzere konuşacak çok şeyimiz ve vaktimiz olacak inşallah...
Olmazsa Olmaz : Sürç-i Lisan Ettiysek Affola*
Düşün : Ölüm güzel şey; budur perde ardından haber...
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?..
N.F.K. - 1977**
Pişman Olursun : Yazılmamış Tüm Yazıların,Söylenmemiş Her Cümlenin, Henüz Çekilmemiş Taze Nefesin HatIrına "ÇİLE" eserini ölmeden okumalı her kul.***
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)