27 Mart 2015 Cuma

Bismillahirrahmanirrahim,


Selam olsun elleriyle yanan içini soğutmaya çalışanlara!
Adetim oldu içim kavruldukça, dayanamadığımı düşündüğüm zamanlarda yazmak..Olsun,feryat belkide duanın en güzeli,iletinin en doğrusu.Son günlerde etrafımı fazlaca gözlemlemeye çalışıyorum,izliyorum çoğunlukla.Zaten yaşadığım yerde gurbet ellerde olduğumuz için de kimsemiz yok, işe giderken otobüs seyahatlerindeki konuşmaları, dışarıdaki insanları, bir de ara ara memlekete gidersek oralardan izlenimlerden bahsediyorum.Gözlermlerim sonucu farkettim ki ölmüş olan tüm duyguların cenaze namazları bile kılınmadan,defnedilmeden sere serpe ortada bırakılıp kaçılmış başka diyarlara.Ortalık adeta duygu leşi kokuyor! Yapacak birşey var mı?Elden gelecek birşey var mı bilemiyorum. Aslında biliyorum da söyleyemiyorum..Bakıyorum etrafa,izliyorum dedim ya gördüğüm sahneler hep aynı.Herkes zamanın soğuk ve sevimsizliğinden,şimdiki gençlerin evvel zamandaki gençler gibi edepli,saygılı olmadığından, şimdi artık kimsenin kimsye ne sevgisinin ne tahammülünün ne de saygısının kalmadığından şikayetçi.Etrafınızda kalbinde sevgi zerreciği olduğundan bile şüphe ettiğiniz biri varsa ona da bir sorun o bile bunlardan özellikle şimdi insanların kendinden başkasını sevmediğinden bahseder eminim.Kime giderseniz gidin sonuç değişmeyecektir, değişirse gelin beni bulun o kadar durum vahim yani.Beni rahatsız eden durum da şu, madem öyle,madem herkes rahatsız,madem benim gibi düşünüyor da herkes, neden dün akşam Ulus'ta kaldırımda bayılan adamın yanından baka baka geçtiniz?Biriniz bari dursaydı da ayağa kaldırsaydı,veya bir hastahaneye götürseydi?Peki otobüste akşam vakti baygınlık geçiren başka bir adamı kimse neden ineceği durakta hanımı almaya gelinceye kadar beklemeye yanaşmadı?Neden "Ama ben o duraktan önce ineceğim" dedi yaşlı başlı aile babası adamlar? Şimdi o şikayet ettiğiniz insanlık nerede? Çok eskide kaldı değil mi? Her bir sohbet ortamında bu tarz konular açıldığında hepiniz atıp tutarsınız da hani nerde icraat? Peki ya otobüs duraklarında olumsuz tavırlar sergileyen gençlere iğrenmiş gözlerle bakmak yerine niçin birinizde nazikçe konuşmaya çalışmaz? Veya onlara Allah'ın doğrub yolu göstermesi için niçin dualar etmezsiniz?Niçin?Çünkü kendi çocuğunuzu öyle görmediniz,Allah korusun görene kadar da içinizde hiçbir şey kıpırdamayacak.Çünkü bana dokunmayan yılan bin yaşasın. İnşallah o yılanlar hepbirlikte olup konuşmayan dillerinizi yemeden, dua etmeyen ellerinizi ısırmadan vazgeçersiniz bunlardan. İnşallah bir gün herkeste öyle bir bilinç olur ki bunu ben yapmazsam kimse yapmaz diye düşünerek hareket eder.
Ben henüz 24 yaşımdayım ve küçüklüğümü hatırladıkça (yani yaklaşık 15yıl öncesini) ağlıyorum.Neden mi?Çünkü o zamanki hepbirlikte en güzel vakitler geçirilen teyzeler,ablalar,dayılar,amcalar,halalar,dedeler,nineler o güzel atlara binip gittiler.Şimdikilerin tek derdi.. diye başlamayacağım çünkü derdi dünya olanın dünya kadar derdi olurmuş aya bir yazmaya başlasam o dertler asla bitmez,bunu okuyan sizler de yüksek dozda karamsarlıktan kendinizi en az 1 hafta eve kapatmak zorunda kalırsını,size bu kötülüğü yapamam.Şimdi istediğim bunları düşünelim ama hissedelim tüm aklımız ve fikrimizle birlikte.Şimde de aşağıdaki eseri dinleyip anlayalım,sözlerini okuyalım ve kendimizi buğday tarlasında hayal edelim.


an'dan içeru








Havada tek bir bulut dahi yok, güneş apaçık meydanda..Tarlanın kenarında sesi gürleyen bir dere,derenin kenarına kurulu bir çeşme.Çeşmenin üstünde güzel mi güzel bir söğüt ağacı.Söğüt ağaı dediysem,o bildiğiniz söğüt ağaçlarından değil ha aman! Bu benim dostum olan söğüt ağacı dolayısıyla dostumun dostu,dostumdur olduğundan sizin de dostunuz. İşte bu söğüt ağacı bildiklerinizden değil,çok merhametli ve cömert. Size de bana verdiği gibi serin bir gölge verecektir ve sırtını yaslayana ise güzel hayaller,hatta bazen yazılacak kısa şiirler ve mısralar..İşte öncelikle bu buğday tarlasında yukarıda bahsettklerimi düşünerek, kaybolanları bulmak adına uzunca yürüyün,ama öylesine yürümek değil.Elleriniz buğdayların uçlarını severek..Ve sonra ısıtan güneşi Yaradan'a, buğdayı hissettiren elleri bize Verene, çağlayan derenin sesini Duyurana,gölgenin serinini Hissettirene,sırtımızı yasladığımız ağacı kocaman Yapana..Biz görmezden gelsek de sayamayacağımız tümnimetleri bize Veren'e şükürler ederek...Gönderdiği Elçi'ye selamlar ederek..E tabi epey de düşünerek...










*Olmazsa olmaz : Sürç-i Lisan Ettiysek Affola!

**Kural 1 : İçine inmeyen insan bataklıkta yaşar, zira bu dünya bir bataklık,nasıl kurtulacağın senin elinde unutma!!

***Kural 2 : Merak ederseniz tarif ettiğim yer annemin olduğu Erzincan'da bizim köyümüz.Beni seviyorsan Erzincan' ı da sev, zira sevmek görmeden de sevebilmek işidir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder